Bebeğini emziren anne ne iki kişilik yemeli, ne de hızla kilo vermeye
çalışıp diyet yapmalıdır. Emzirmek, annenin metabolizmasına günlük 500
kalorilik ekstra bir gereksinim yükleyecektir. Dengeli beslenen; sebze
meyveyi, süt ve süt ürünlerini, proteinden zengin gıdaları ve tahıl
grubunu yeterince tüketen bir anne hem kendisinin hem de bebeğinin
ihtiyacını karşılayacaktır. Emziren annenin günlük beslenmesinde, en az
3 porsiyon süt veya süt ürünü, 5 porsiyon taze sebze meyve, 3-4
porsiyon et, tavuk, balık, yumurta, baklagiller bulunmalıdır. Eğer,
anne yeterli ve dengeli beslenmiyorsa, hem bebeği gereğince
besleyemeyecek, hem de kendi sağlığı uzun dönemde olumsuz
etkilenecektir.
Bir diğer önemli konu da, sıvı alımıdır. Bu konuda, vücudun susuzluk
hissine kulak vermek yeterli olacaktır. Anne ihtiyaç hissettikçe,
özellikle emzirme sırasında yeterince su, bitki çayları, meyve suyu,
ayran, komposto gibi sıvılar tüketmelidir.
Kafeinin fazla tüketimi ( günde 1-2 fincandan fazla kahve ),
bebekte huzursuzluk, uyku problemlerine yol açabileceğinden önerilmez.
Zaten uykuya dalamayan, zor uyuyan bir bebek de hiçbir anne için
istenecek bir şey değildir ! Kolalı içeceklerden de aynı nedenle mümkün
olduğunca kaçınmalı, çay ise açık ve limonlu içilmelidir.
Emziren anne ve sigara birlikte düşünmek istemeyeceğimiz bir
kombinasyondur. Bebeğin sigara dumanına veya annenin üstüne sinmiş
kokuya maruz kalması bir yana, anne sütündeki kalıntılar da
huzursuzluk, kusma ve ishale, bebeğin yeterli kilo alamamasına yol
açabilir. Sigara tiryakisi anneler gebelikle birlikte, bu kötü
alışkanlıklarından kurtulmalıdırlar.
Emziren Anne İlaç Alabilir Mi?
Emziren anne, ne nedenle olursa olsun ilaç kullanacağı zaman kendi
doktoruna veya bebeğin doktoruna danışmalıdır. Tüm ilaçlar anne sütüne
geçer, fakat bazıları annenin emzirmeye devam etmesi için engel
oluşturmazlar.Anne Sütünü Arttıran Gıdalar Nelerdir?
Anne sütünü arttıran gıdalar hep merak edilmektedir. Aslında pek de
böyle mucizevi bir gıda yoktur. Anne; sütünün yeteceğine inanır, bebeği
istedikçe emzirirse, dengeli beslenir ve yeterli sıvı alırsa anne sütü
artacaktır. Ancak emzirmede psikolojik faktörlerin önemini göz ardı
etmemeliyiz, eğer anne belli bir gıdanın sütünü arttırdığına inanıyorsa
( sadece bu inanış bile sütü arttırabilir), aşırıya kaçmadan o gıdayı
almasında yarar vardır.
Emziren Annenin Kaçınması Gereken Gıdalar Nelerdir?
Eğer, bebek annenin aldığı bazı gıdalara hassasiyet gösteriyor,
sonrasında huzursuz oluyorsa anne bir süre o gıdadan uzak kalmayı
deneyebilir. Bebeğin rahatladığını fark ederse, emzirme süreci boyunca
o gıdayı beslenmesinden çıkarabilir. Ailede belli bazı gıda alerjileri
varsa, bu gıdalarda da dikkatli olmakta yarar vardır. Kesin kanıtlanmış
olmasa da, lahana, karnabahar, kuru baklagiller, soğan sarımsak gibi
keskin kokulu gıdalar sıkça suçlanmakta, bebekte gaz sancısını
arttırdığı ileri sürülmektedir. Böyle bir durum gözlenirse, anne bir
süre bu gıdalardan uzak kalmayı deneyebilir.
Bebeklerde görülen cilt rahatsýzlýklarýnýn tedavi gerektirip
gerektirmediðini anlamak, erken müdahale açýsýndan son derece önem
taþýyor. Uzmanlarýn verdiði bilgilere göre, yeni doðan bir bebeðin
cildi normalde losyon ve krem kullanýmýný gerektirmiyor. Gereksiz yere
ve bilinçsizce kullanýlan yaðlý kremler, sivilce oluþumuna ve cildin
pürüzsüzlüðünü kaybetmesine neden oluyor. Bebeðin cildi kuru ise günde
2 kez bebek losyonu sürmek yeterli oluyor.
Yeni doðan bebeklerde sýk rastlanan; ancak bir süre sonra kendiliðinden
yok olan döküntülerle tedavi gerektiren cilt hastalýklarý hakkýnda
bilgi sahibi olmak, bunlarý birbirlerinden ayýrmak, erken müdahale
açýsýndan son derece önem taþýyor. Yeni doðan bebeklerde görünüþleri
birbirinden farklý, deðiþik tipte döküntüler olabiliyor. Bebeklerde sýk
rastlanabilen döküntüler þunlar:
"Süt Döküntüsü (Milia): Yeni doðan bebeðin burnunda ya da alnýnda
görülebilen, beyaz veya sarýmtýrak noktacýklardýr, bazen çenede de
görülebilirler. Aslýnda sütle hiçbir ilgisi olmayan bu minik sivilcemsi
noktacýklar, cilt gözeneklerinin, ciltte bulunan ve keratin adý verilen
bir maddeyle týkanmasý sonucu ortaya çýkar. Bebeðin cildi dýþ ortama
alýþýnca, bu noktacýklar da kendiliðinden birkaç hafta içinde kaybolur.
Dolayýsýyla herhangi bir tedaviye gerek yoktur. Gözenekleri açmaya
sakýn çalýþmayýn. Cildi tahriþ edip, mikrop kapmasýna yol
açabilirsiniz.
Sýcak Döküntüsü/Ter Bezleri Ýltihabý (Miliaria): Hafif kabartýlar
halinde, kýrmýzý renkli, sivilce görünümünde döküntülerdir. Hatta
sarýmsý sivilce baþý gibi görüntüleri bile olabilir. Bu döküntüler,
bebeðin yüzünde veya vücudunun giysiyle kaplý tutulan yerlerinde
görülebilirler. Bebeðin fazla sýcak tutulmasý nedeniyle ortaya
çýkarlar. Ter bezlerinden ter atýlamadýðý için ortaya çýkan bu
döküntüler de kendiliklerinden kaybolurlar. Bebeði aþýrý giydirmemek,
daha serin ortamda bulundurmak ve cildini kuru, temiz tutmak dýþýnda
bir tedaviye gerek yoktur.
Bebeklik Sivilceleri: Görüntüleri, yetiþkinlerde görülen akneler
gibidir. Bebeklerin doðum öncesi annelerinden aldýklarý hormonlarýn
etkisiyle oluþurlar. Birkaç hafta içinde kendiliklerinden geçecekleri
için hiçbir tedaviye gerek yoktur, cildi temiz tutmak yeterlidir.
Toksik Erime: Vücudun herhangi bir yerinde ortaya çýkabilir. Ciltte,
güneþ yanýðý gibi kýzarýklýkla çevrelenmiþ kesecikler veya kabartýlar
halinde görülen bir döküntüdür. Tek tek, daðýnýk halde veya gruplar
halinde olabilir. Yaþamýn ilk haftalarýnda görülen bu problem,
kendiliðinden kaybolur ve tedavi gerektirmez.
Dudaklarda görülen minik kabartýlar: Emme hareketi nedeniyle bebeðin
hassas dudak derisinde görülebilirler. Bu kabartýlar da dudak
güçlendikçe kendiliklerinden geçerler.
Yanaklarda Görülen Döküntüler: Egzamalý bebeklerde daha sýk görülmekle
birlikte, bazý bebeklerin yanaklarýnda görülen bir döküntü türüdür.
Yanaklarda cilt, kýrmýzý renkli ve oldukça kurumuþ görülür. Genellikle,
ýslak kalan cildin gösterdiði reaksiyondur. Örneðin uyurken aðzýndan
akan salyanýn yastýðý ýslatmasý nedeniyle, bebeðin yanaðý sürekli bu
ýslaklýkla temas halinde olabilir. Bu döküntüyü önlemek için, bebeðin
cildi özel temizleyici losyonlarla silinerek temizlenmeli ve
nemlendiriciler kullanýlarak yumuþak tutulmalýdýr.
Doðum Lekeleri: Doðum lekeleri de oldukça yaygýndýr. Çoðu, doðum
sýrasýnda bebeðin maruz kaldýðý basýnç nedeniyle ortaya çýkar ve kýsa
bir süre sonra kendiliðinden kaybolur. Bazýlarý ise daha uzun süre
kalabilir veya önemli bir problemin belirtisi olabilir. Böyle bir
durumda doktorunuza baþvurmanýz gerekir."
Tedavi gerektiren cilt problemleri
Bebeklerin yaþama gözlerini açtýklarý ilk günlerde ya da bir süre sonra
bazý cilt rahatsýzlýklarý ortaya çýkabiliyor. Bunlardan bazýlarý tedavi
gerektirir ve mutlaka bir saðlýk kuruluþuna veya doktora baþvurulmasýný
gerektiren sorunlardýr. Tedaviye erken baþlamak, hem rahatsýzlýðýn
ilerlemesini hem de tedavisinin uzun sürmesini engelleyecektir.
Mikrobik nedenleri olan cilt hastalýklarýnýn en yaygýn olanlarý ise
þunlardýr:
"Pamukçuk: Bebeklerin ilk aylarýnda aðýz içi ve dil üzerinde görülen
mantarýn yol açtýðý bir rahatsýzlýktýr. Önce beyaz lekeler halinde
baþlar, sonra tüm dili ve aðýz içini kaplar. Pamukçuk aðrý yaparak
bebeðin beslenmesini de engeller. Bebek emziriliyorsa annenin meme
temizliði, biberonla besleniyorsa biberonlarýn temizliði bu
rahatsýzlýkla savaþýrken çok önemlidir.
Impetigo: Bakterilerin neden olduðu bu rahatsýzlýkta, üzeri bal rengi
kabuklarla kaplanmýþ kabarcýklar meydana gelir. Tedavi için, cilt
üzerine sürülen özel kremler ve antibiyotikler kullanýlýr.
Herpes Enfeksiyonu: Doðum sýrasýnda anneden bebeðe bulaþan ve
genellikle virüslerin neden olduðu bir enfeksiyondur. Vücudun çeþitli
yerlerinde görülen bu rahatsýzlýk, birkaç kesecikle baþlayýp, daha
geniþ bir bölgeye yayýlabilir.
Egzama: Egzamanýn nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, daha çok
kalýtýmsal faktörler rol oynar. Ailede astým, saman nezlesi, egzama
veya benzer rahatsýzlýklarýn olmasý, bebekte egzama görülme riskini
artýrýr. Ýstatistiklere göre, 8 bebekten 1'inde egzama görülmektedir.
Egzama rahatsýzlýðýnda cildin aþýrý kuru, kýrmýzý renkte, kaþýntýlý ve
yer yer küçük keseciklerle dolu olduðu gözlenir. Bebeðin yüzü, kulak
arkalarý, cilt boðumlarý, koltuk altlarý, diz ve dirsekleri, egzama
rahatsýzlýðýnýn ortaya çýkmasýna uygun bölgelerdir.
Bebeklerde atopik egzama daha yaygýn olarak görülmektedir. Bebek cildi,
çevresel faktörlere ve iritan maddelere karþý çok hassastýr. Bu
nedenle, bebeðin cilt bakým ürünleri ve giysileri özenle seçilmeli,
aþýrý sýcak, soðuk ve rüzgardan korunmalýdýr. Bunlarýn yaný sýra
yaþamýn ilk haftalarýnda bebeði evcil hayvanlardan, bitki polenlerinden
ve sigara dumanýndan da uzak tutmak gerekir. Bebeklerin egzamalý, açýk
deri enfeksiyonlarý ve uçuklarý olan yetiþkinlerden uzak tutulmasýnda
da büyük yarar vardýr. Cildin sürekli nemli ve yumuþak tutulmasýný
saðlayan bebek yaðý, nemlendirici losyon ve kremler, kaþýntýyý azaltýr.
Genellikle huysuz, iyi beslenmeyen ve iyi uyumayan egzamalý bebeklere,
dar olmayan ve pamuklu giysiler giydirmek de onlarý rahatlatacak
yollardan biridir.
"Seboreik egzama" da sebebi tam olarak anlaþýlmamýþ, bebeklerde görülen
bir baþka cilt rahatsýzlýðýdýr. Bu egzama türü daha kýsa sürede
kaybolur. Bebeðin yemesi ve uyumasý, atopik egzamasý olan bebeðe göre
daha rahat ve düzenlidir. Seboreik egzama vakalarýna bir mantar türünün
neden olduðu düþünülmektedir. Bu rahatsýzlýðýn tedavisinde, saðlýk
kuruluþu veya doktorun önerdiklerini dikkatle uygulamak, çevresel
faktörlere dikkat etmek ve doðru cilt bakým ürünleri kullanmak çok
önemlidir.
Ihtiyoz: Bu cilt rahatsýzlýðý da kalýtýmsaldýr. Daha geç yaþlarda (1
ile 4 yaþ arasýnda) ortaya çýkabilen rahatsýzlýk, bazý çocuklarda
sadece kýþ aylarýnda görülür. Cildin kuru, kabuklu ve yer yer balýk
pulu görünümü almasýna neden olan ihtiyoz rahatsýzlýðý da egzama gibi
doktor gözetiminde tedavi edilmelidir."
İmpetigo, çocuklarda sık, erişkinlerde ise ender görülen bir deri
enfeksiyonudur. Gecikilmezse, tedavisi kolaydır. İmpetigo çok bulaşıcı
bir deri enfeksiyonudur ve egzama, böcek ısırığı, uyuz ve yatakta
yatmaya bağlı yaraların zedelediği deri bölgelerinin yanı sıra sağlam
görünen derilerde de görülür.
Nedenleri İmpetigo burunda bulunan, "stofilokok" adlı
bakterilerin yol açtığı bir enfeksiyondur. Zedelenmiş deriye doğru
hapşırmakla ya da solukla bulaşır ve hızla yayılarak iltihap ve ağrılı
kabarcıklara neden olur. Zamanında önlem alınmaz ve tedavisi yapılmazsa
doğrudan temas ya da havlular yoluyla ailenin öteki üyelerine ve başka
kişilere bulaşır.
Belirtiler İmpetigo yüz, kafa derisi, el ya da dizlerde,
kırmızı noktacıklar halinde başlar. Bunlar hızlı kabarcıklara dönüşür
ve patlayarak açık sarı, yapışkan bir sıvı salgılarlar. Daha sonra
kuruyarak, büyük, biçimsiz, kahverengi - sarı kabuklar oluştururlar.
Enfeksiyon derinin ufak bir bölgesiyle sınırlı kalmışsa, başka belirti
olmayabilir ancak büyük alanlar söz konusuysa ya da çevre bölgede başka
bakterilerin yol açtığı enfeksiyon olmuşsa, hasta kendini kötü
hissedebilir, ateş ve yakındaki lenf bezlerinde büyüme olabilir.
Erişkinler hastalığı çoculardan daha hafif geçirirler ancak sıcak
iklimlerde, enfeksiyonun rahatça üreyebildiği ortamlarda durum değişir.
İmpetigo, bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş olacağından,
yenidoğanlarda yaşamı tehlikeye sokabilir. Dolayısıyla impetigolu
birinin bebeklere ya da annelerine yaklaşmaması çok önemlidir. Tedavi
edilmeyen impetigo, bedenin başka yerlerinde apselere neden olabilir ya
da nefrit (böbreklerde iltihap) yapabilir. Ancak iki durum da çok ender
görülür.
Tedavi Tedaviye hemen başlamak gerekir. Eğer enfeksiyonlu
alan küçükse kabuklar iyileşene kadar günde 3 - 4 kez antibiyotikli
krem sürülür. Daha büyük alanlar söz konusu ise ek olarak ağızdan ya da
enjeksiyon yoluyla antibiyotik verilmelidir. En önemlisi bulaşmayı
önlemektir; başka insanlar başka hastanın kendisinin de korunması
gerekir. Hastanın havlusu, elini yüzünü sildiği bezi ayrılıp,
kullandıktan sonra kaynatmalıdır; aynı şey yatak çarşafları ve
çamaşırlar için de söz konusudur
İşte bebeğiniz nihayet evde! İlk işiniz onu yeni yerine yerleştirmek olacaktır şüphesiz. Yeni doğum yapan kadınlar genelde iki durumla karşı karşıyadır: ya akrabalardan gereğinden fazla(!) yardım teklifi gelir veya yeterli yardım alınamaz. Doğrusu ise sadece bir kişinin sizinle kalıp yardım etmesi (yardımcınız, ya da ailenizden birisi) ve diğerlerinin bebeği sadece görmek için gelmesidir. Gelen misafirlerin öneri ve tavsiyelerini gülümseyerek ve teşekkürle cevaplamalısınız ancak size verilen her tavsiyeyi uygulayabilmeniz mümkün değildir. Her ne kadar sizi düşünüyor olsalar da siz doğru hissettiğiniz şeyleri yapmalısınız. Eğer endişeleriniz varsa, bunları doktorla veya çok güvendiğiniz biriyle paylaşın. Ailenizin normal karşılayacağı, fakat sizi endişelendiren bazı aksilikler yaşayabilirsiniz. Ancak unutmayın ki “standart bebek” diye bir şey yoktur. Bebeğinizin beslenme, uyuma veya ağlama alışkanlıkları arkadaşlarınızın bebeklerinden çok farklı olabilir. Sonraki üç hafta boyunca, bebeğinizin görünüşü değişmeye devam edecektir. Doğduğunda, örneğin, gözleri muhtemelen birbirine yakındır ve şaşı bakmaktadır. Bebek kısa bir sürede 12 adet olan göz kaslarını kontrol etmeye başlayarak, bakışlarını istediği gibi odaklamayı öğrenir. Ve bu arada bebeğinizin ileride göreceğiniz kişilik özellikleri de ilk sinyallerini verir: sessiz veya gürültülü; ya da hareketli veya sakin. Ayın ortalarına doğru bebeğiniz artık muhtemelen beslenme zamanlarını bir düzene koymuş olacaktır. Eğer şanslıysanız, ay sonuna doğru bebeğiniz geceleri aralıksız 6 saat uyur. Ancak bu dönemdeki bebeklerin çoğu, gece-gündüz, her iki üç saatte bir emzirilmek ister; bu yüzden rahat bir uyku çekememek sizi korkutmasın. Yakında uyuyabileceksiniz! Uzmanlar bu dönemdeki bebeklerin, uygun zamanlarda beslenmek yerine aç olduklarında beslenmeleri konusunda hemfikirdirler; bu yüzden bebeğiniz eğer sabahın üçünde beslenmek istiyorsa, bu ihtiyacını karşılamanız gerekmektedir. Bebekler bu ilk dönemlerde fazla hissedilmeyen bazı hafif uyarılara odaklanırlar ve yüksek sesler, karmaşık görüntüler ve buna benzer dış olaylara karşı algılarını kapatırlar. Bu yüzden bu dönemde bebek uyurken evi sessiz tutmaya çalışmak yersiz bir çabadır. Bunu yapmak onun şimdiden sessiz bir ortam aramasına ve hayatının sonraki bölümlerinde sesli ortamlarda uyumakta zorlanmasına neden olur. Yeni doğan bebekte farklı refleksler gözlemlenebilir. Bunların en ilginçlerinden biri “eskrimci pozisyonu”dur. 12 haftadan küçük bir bebek sırtüstü yatırıldığında bir kolunu kafasını çevirdiği yöne doğru uzatır ve diğer kolunu da kafasına veya omzuna yakın olacak şekilde kıvırır; tıpkı bir eskrimci gibi. Her ne kadar bebek hareket eden bir nesneyi seyredecek kadar kafasını çevirebilse de, bunu yapmayı henüz akıl edemez – eğer nesne göz hizasının dışına çıkmışsa, o artık bebek için “yok olmuş” demektir. Bunun yerine bir desen veya hareketsiz bir nesneye uzun süre bakmayı tercih eder. Siyah-beyaz renklerden oluşan nesneleri uzun süre izler çünkü kontrast renkler ilgisini çekmektedir. (Bebekler doğduklarından itibaren birkaç hafta benzer renkleri ayırt edemezler). Bebek yakını en iyi görür, bu yüzden oyuncaklar 50 cm’den uzakta olmamalıdır. Kafası genelde yana dönük durduğundan oyuncakların tepeden değil, yatağının kenarından sarkması daha uygun olacaktır. Bebek özellikle de anne ve babasının yüzlerini incelemekten çok hoşlanır. Her ne kadar tüm yüzü anlamaya çalışacaksa da saç ve yüz kontrast renklerde olduğundan genelde saçlara odaklanır. Artık ufak ufak oyunlara başlayabilirsiniz. Ona hafifçe şarkı söyleyin veya konuşun; size cevap veremeyecektir ancak dinlemek çok hoşuna gider. Ağzınızın hareketlerini seyretmek, yine ağzınızla yüzünüzün diğer uzuvları arasında renk farkı olduğundan, onu keyiflendirecektir. Bazen, bebeğin ağzının köşelerinin sanki gülermiş gibi yukarı kalktığını göreceksiniz. Genelde bu hareketler bebek uyurken veya uykuluyken olur ve göz kırpmalarıyla devam eder. Kaslar henüz kontrol altında değildir ve bu yarım gülüşler, çok sevimli olsa da henüz sadece birer reflekstir. Yeni anne-babalar kendilerine endişelenecek pek çok neden bulurlar. Burada sadece birkaçını ele alacağız ancak bundan önce ufak bir uyarı yapmakta yarar görüyoruz: eğer bebeğinizin sağlığı ile ilgili endişeleriniz varsa, hemen doktorunuzu arayın. Sorularınızın saçma bulunacağı korkusuna kapılmamalısınız.. Hastanedeki hemşire veya doktor size göbek bağı ve, eğer erkek çocuğunuzu sünnet ettirdiyseniz, penisinin bakımı ile ilgili bilgi vermiştir. Göbek bağı genelde ikinci haftada düşer; çok ender de olsa, 3. haftada düştüğü de olur. Göbek bağı tamamen düşmeden bebeği küvette yıkamaya başlamayın çünkü o bölgenin kuru kalması yaranın daha çabuk iyileşmesini sağlayacaktır. Sünnet edilen bölgeye vazelin veya yağlı bir krem sürüp üzerini pamuk ya da gazlı bezle kapatarak alt bezinin sünnetli bölgeye yapışmasını önleyebilirsiniz. Şiş göğüsler ve göğüslerden hafif süt akması hem kız,hem de erkek bebekte görülebilir. Bazı kız bebeklerin vajinal bölgelerinde hafif bir kanama olabilir. Bunların tümü, anneden geçen hormonların bebeğin vücudundan atılmasıyla kaybolacaktır. Bebeğinizin yüzünde veya diğer bölgelerinde ufak sıyrıklar, tırmık izleri farkedebilirsiniz. Bu, artık tırnak kesme zamanının geldiğini göstermektedir. Tırnakları bebek uykudayken kesmek işinizi kolaylaştırır. Bebeğinizin alnında, göz kapaklarında veya boynunun arkasında rastladığınız kızarıklıkların çoğu kalıcı değildir. Genelde doğumda görülmekle beraber, ilk ay içinde de oluşabilir. Bu kızarıklıklara bebeğin neredeyse şeffaf olan cildinde, yüzeye yakın duran kılcal damarlar neden olur ve genelde bebek ağlarken kızarıklıklar daha da belirginleşir. Bebeğiniz 3-4 yaşına geldiğinde bu izler tamamen kaybolacaktır. Bebeğinizin ‘bıngıldak’ dediğimiz, kafasının üstündeki yumuşak bölge hakkında gerekli bilgileri doktorunuzdan almış olmalısınız. Bu yumuşak doku bebeğin hızla büyüyen beyninin yeterince genişlemesine olanak tanımaktadır. Bir tanesi alnının üzerinde, diğeri ise kafatasının daha arkasında bulunur. Alnın üzerindeki 18 ay içerisinde, daha tepede ve arkada olanı ise ilk 3 ay içerisinde, yani beynin gelişiminin çoğu tamamlandığı zaman kapanır. Vücudunun diğer bütün kısımlarını yıkadığınız gibi bu bölgeyi de yıkamanızda hiçbir sakınca yoktur. Bu yaştaki bebeklerin dışkılarının rengi ve düzensizliği birçok ebeveyni endişelendirir. Doğum sonrası ilk iki hafta içinde bebeğin dışkısı ana karnındayken bağırsaklarına dolan ve mekonium denilen yeşilimsi yapışkan bir sıvıdan oluşur. Bağırsak normal çalışmaya başladıkça dışkının rengi açılır ve görünümü değişmeye başlar. Dışkının rengi her bebekte farklılık gösterir ve özellikle anne sütü ya da mama ile beslenmesi dışkının rengini etkiler. Anne sütü emen bebek açık sarı ile sarımtrak turuncu bir dışkıya sahipken, mama alan bebek kahverengimsi veya gri renkli dışkı çıkarır. Hemen tüm bebeklerin, salgıladıkları günlük safra miktarına bağlı olarak dışkılarında yeşillik ya da hazmedilmemiş sütün neden olduğu beyazlık görülür. Dışkının kıvamı yumuşaktan, sulu dışkıya kadar çeşitlilik gösterebilir. İlk ayın sonunda bebeğiniz için hangi durumun normal olup olmadığını anlayabileceksiniz. Hemen hemen tüm bebekler beslenmeden sonra kusabilirler ancak bazısı her beslenmeden sonra fazla miktarda kusar. Bu durum genelde ebeveynlerde endişe yaratır. Fakat bu noktada önemli olan bebeğin yeterli derecede kilo alıp almadığıdır. Eğer kilo alıyorsa, bu bebeğinizin yeterli besini bünyesinde tuttuğunu gösterir. Bu gibi durumlarda her beslenmeden sonra bebeği yarı oturur pozisyonda, yani 45 derece dik tutmak kusmasını engellemeye yardımcı olabilir. Bunun dışında, örneğin ufak delikli biberonlar kullanarak bebeğinizi daha yavaş beslenmeye teşvik edebilirsiniz. Eğer bunu kabul ederse (ki bazı bebekler etmez) her beslenmeden sonra 3-4 defa gaz çıkarmasına yardımcı olmalısınız. Kendinizi inandırmanız ve rahat olmanız gereken bir nokta daha var: bütün bebekler ağlar. Konuşana kadar bebek, dönem dönem sıkıntılar yaşar ve bunların bir kısmının nedeni anlaşılamaz. Ayın ikinci yarısında sık sık sizi ürküten ağlama krizlerine yakalanabilir; bunlar genelde ev içi gerilimin en yüksek olduğu akşam saatlerine denk gelir. Bu ağlamalar moral bozucudur, ancak normaldir. Ağladığında bebeği ağlatmak yerine onu kucaklayın. Omzunuza yatırmak, kollarınızı onun beline dayayarak aşağı sarkıtmak (uçak pozisyonu da denir) ya da bebek arabasında sallamak gibi değişik pozisyonlar deneyerek hangisinin onu daha çok rahatlattığını keşfedin. Eğer kucağa almak işe yaramıyorsa; bebek yemeğini yemiş, gazını çıkarmışsa, altı temizse ve üşümüş veya terlemiş durmuyorsa onu kısa bir süre için yatağında bırakmanızda hiçbir sakınca yoktur. Özellikle kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğiniz zamanlarda, bu ufak mola her ikinize de iyi gelebilir. Eğer çok karşı değilseniz, emzik iyi bir yatıştırma aracı olabilir. Yeni doğmuş bebekler için parmak emmekten daha iyi bir yatıştırıcı görevi görür. Bebeklerin çoğu, beslenme dışında da emme ihtiyacı duyarlar ve bu bebek için rahatlamanın en klasik yoludur.
1.AY DÖNÜM NOKTALARI SOSYAL FİZİKSEL ZİHİNSEL • Bebeğin görüş mesafesi sınırlı olduğundan, ebeveynin yüzü kendine 50cm'den yakınsa gözleri ebeveynin yüzüne odaklanır. • Göz teması başlar. • Karşısındaki yüzü incelerken sessizleşir. • Birini sıkıca tutabilir. • İnsan sesi duyduğunda tepki verir.
• Kol, bacak ve el hareketleri hala reflekslerden oluşur. • Aniden irkilir (Moro Refleksi). • Anne sütü alsa da almasa da göğüse yaslanmaktan hoşlanır ki bu da başka bir reflekstir. • Genelde elleri yumruk şeklindedir. • Yüzüstü yatarken başını hafifçe yana doğru çevirir. • Oturma pozisyonuna getirildiğinde kafasını belkemiğinden üste doğru tutar. • Bir şeye bakar ancak ona uzanmaz. • Bir nesneyi görmek için gözlerini yanlara doğru kaydırabilir. • Parmakları açıkken bir oyuncak veya çıngırağı kavrayabilir, ancak çabucak düşürür.
• Uyanık olduğu 10 saatlik süre içinde bazı anlar algılaması daha açıktır. • Uyanık olduğu zamanın çoğunda sakin ve tepkisiz görünür. • Birkaç dakika aralıkla gördüğü bir nesneyi hatırlayabilir. • Doğumdan önce bildiği anne sesini ve kokusunu tanır. • Yardım istemek için ağlar.
Tipik olarak anne karnındaki bebeğin hareketleri fetal kalp
atım hızında geçici bir artışı beraberinde getirir. Bu
olay non stress test yani NST'nin temelini oluşturur.Normalde
bebeğin kalp atım hızı sabit değildir. Saniyeler içersinde
değişim gösterir. Buna atım variabilitesi adı verilir. Bu
variabilitenin kaybı bebeğin oksijen seviyesinin kalp atım
hızını düzenleyen merkezi sinir sitemi kısmının içindeki
hücrelerde fonksiyon kaybına neden olabilecek düzeyin altına
düştüğünü gösterir. Bu durum fetusun strese olan
direncinin en alt seviyede olduğunun belirtisidir.
Teknik
NST'de amaç bebeğin hareketleri ile birlikte kalp atım
hızındaki artışın saptanmasıdır. Bebeğin uykuda olması
veya gebeliğin yaşı gibi faktörler bu cevabı etkiler. Bu
nedenle 28 haftadan küçük gebelere NST yapılmaz. Test en iyi
sonucu vermesi için yemekten 2 saat sonra yapılmalıdır.
Annenin karnına 2 adet prob bağlanır. Bunlardan biri rahim
sertliğini saptarken diğeri ise kalp atım hızını kağıt
üzerine yazar.Bu arada annenin eline verilen bir buton bulunur
ve bebek her hareket ettğinde anne bu butona basr. Bu test
yapılırken anne yine 2 saat süreyle fiziksel aktivitede
bulunmaış ve sigara içmemiş olmalıdır.
Yorumlanması
Test genelde 20 dakika sürer. Bu 20 dakikalık süre içinde en
az 15 saniye süren ve dakikada 15 atımlık bir artış bulunan
en az 2 adet hızlanma varsa test reaktif olarak kabul edilir.
Reaktif NST bebeğin 1 hafta daha anne karnında güvende
olacağını gösterir. Eğer istenilen türde artışlar olmaz
ise test 40 dakikaya uzatılır. Bu sürenin sonunda hala daha
kalp hızlanması saptanmaz ise veya kalp hızında düşüşler
saptanırsa test non-reaktif olarak değerlendirilir. Eğer test
süresince fetus hiç hareket etmez ise bu kez yetersiz olarak
yorumlanır. Bu durumda fetus uykuda olabilir ya da anne adayı
aç olabilir. Bir süre bekledikten ve/veya anne adayına yemek
yedirdikten sonra test tekrarlanır.
Yapıldığı durumlar
NST fetal iyilik halinin değerlendirilmesinde her durumda
kullanılan anne ve babeğe zarar vermeyen güvenilir ve
ağrısız bir yöntemdir.Bunun dışında bazı riskli
gebeliklerde gebelik yaşı belirli bir zamana geldikten sonra
düzenli olarak yapılmalıdır. NST'nin ne zaman yapılmaya
başlanacağına karar verirken bebeğin anne karnında ölüm
riski baz olarak alınmalı ve tıbbi tedavinin mi yoksa
gebeliğin sonlandırılmasının mı bebeğe daha fazla yaşam
şansı vereceği kararlaştırılmalıdır. NST'nin rutin olarak
uygulanmasının fayda getireceği durumlar şu şekilde
sırlanabilir.
Diabet
Gün aşımı
Hipertansiyon
Gelişme geriliği
Ölü doğum öyküsü
Anemi
Fetal hareketlerde azalma
Kalp hastalıkları
Erken doğum tehdidi
Zarların erken açılması
Anne karnında ölümle sonuçlanabilen diğer durumlar
Yapılmasının sakıncalı
olduğu durumlar
YOKTUR
Önemli noktalar
NST eğer reaktif ise ve diabet, gelişme geriliği gibi bebeğin
anne karnında aniden kaybedilebileceği durumlar söz konusu
değil ise test 7 gün sonra tekrarlanır. 15 saniye veya daha
fazla süren kalp atım hızında azalmalar genelde bebeğin
suyunun azalması ve kordonun sıkışması ile ilgilidir ve
çoğu zaman acil sezaryen gerektirir.Normalde anne karnındaki
bebeğin kalp atım hızı yani nabzı 120-160 atım/dakikadır.
Bebeğin nabzının 90 dan az olduğu durumlarda fetusun akciğer
gelişimi tamam ise acil sezaryen gereklidir.
Hatalı negatif
NST'de hatalı negatif oranı %1'den azdır. Hatalı negatifden
kastedilen reaktif test sonrası 1 hafta içinde bebeğin
kaybedilmesidir. Reaktif NST sonrası bir hafta içindeki fetal
ölümlerin %60'ı önlnemeyen nedenlerden dolayı
gerçekleşmektedir. En sık sebepler kordon sıkışması,
plasentanın ayrılması, annenin metabolik ya da fizyolojik
durumunda ani değişiklikler, sigara kullanımı gibi
nedenlerdir. NST aslında fetal tehlike varlığından çok
yokluğunu tespit etmeye yarayan bir tekniktir.
Fetal yaş ve NST
32-34 haftalar arası NST'nin güvenilirliği kanıtlanmış
olmasına rağmen 32. hafta öncesi güvenilirlik şüphelidir.
28-32. haftalar arasında test nonreaktif çıkar ise diğer
bazı yöntemler ile bebeğin yeniden değerlendirilmesi
önerilir.
Normal bir NST görünümü: Üstteki
çizgiler kalp atımlarını alttaki çizgiler uterus
kontraksiyonlarını göstermektedir. Kalp
atımlarındaki sivrilikler atım hızındaki
artışlardır.
Hamilelik Şekeri (Gestasyonel Diyabet) Bebeğim ve Benim İçin Ne Anlama Geliyor?
Hamilelik şekeri, hamilelik döneminde başlayan bir çeşit şeker hastalığıdır. Bunun anlamı vücudunuz şekeri kullanması gerektiği gibi kullanamamasından dolayı kan şekeri değerlerinizin normalin üstüne çıkmasıdır. Hamilelik şekeri yaklaşık olarak %4 oranında hamileyi etkiler. Genelde hamileliğin beşinci veya altıncı aylarında ortaya çıkar (24-28 haftalar). Genellikle de doğumdan sonra ortadan kaybolur.
Hamilelik Şekeri Bebeğimi Nasıl Etkiler?
Yüksek şeker oranları hem sizin hem de bebeğiniz için sağlıksızdır. Eğer yüksek şeker seviyeleri kontrol altına alınmazsa doğumda problem yaşama riski artar. Bebeğin normalden fazla büyümesi gibi etkilerle doğumu sizin için ve bebeğiniz için zorlaştırabilir. Ayrıca bebeğin ileriki yaşamında şeker hastalığı riski taşımasına sebep olur.
Hamilelik Şekerim Varsa Ne Yapabilirim?
Doktorunuzun ve diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda beslenmenizi düzenlemeniz, düzenli egzersiz yapmanız ve kan şekeri seviyelerinizi düzenli olarak kontrol etmeniz gerekir.
Beslenmemde Ne Gibi Değişiklikler Yapmam Gerekir?
Doktorunuz bu değişiklileri bir diyetisyen yardımıyla yapmanızı isteyebilir. Bunun yanında bazı gıdaların beslenmenizden çıkarılması istenebilir. Özellikle dondurma, şerbetli tatlılar, kurabiyeler, çikolata gibi şekerden zengin gıdalardan uzak durulması bunlar yerine doğal şeker içeren meyveler tercih edilmesi gerekebilir.
Öğün aralarında acıktığınızda kuru üzüm, havuç, meyve gibi sizin için sağlıklı olan seçenekleri tercih edebilirsiniz. Beyaz undan yapılan makarna veya beyaz pirinç yerine sizin ve bebeğiniz için daha yararlı olan bulgur, kepekli makarna veya esmer (kepekli-kabuklu) pirinç tercih edebilirsiniz.
Dengeli ve çeşitli beslenmenizde sizin ve bebeğiniz için çok önemlidir. Hamilelik döneminde ne kadar kilo aldığınıza bağlı olarak öğünlerde daha az yemeniz gerekebilir. Bununla ilgili olarak doktorunuz veya diyetisyeninizle konuşabilirsiniz.
Neden Egzersiz Önemli?
Doktorunuz sizin ve bebeğiniz için güvenli olan egzersizi düzenli olarak yapmanızı önerecektir. Egzersiz kan şekeri seviyenizi normal düzeyde tutmanıza ve kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaktır.
Yürüyüş hamileler için genellikle en kolay egzersiz şeklidir. Yüzme veya diğer egzersiz çeşitleri de güvenli olan seviyelerde yapılabilir. Hangi egzersizlerin sizin için güvenli olduğunu doktorunuza danışabilirsiniz.
Eğer genelde yürüyüş alışkanlığınız yoksa günlük 5-10 dakikalık yürüyüşlerle başlayabilirsiniz. Güçlendikçe yürüyüş zamanını 30 dakikaya kadar çıkartabilirsiniz. Egzersizi ne kadar sık yaparsanız o kadar kolay kan şekeri seviyenizi kontrol altına alabilirsiniz.
Egzersiz yaparken dikkatli olmanız da şart. Egzersiz yaparken kendinizi çok zorlamamanız, çok terlememeniz ve nefes nefese kalmamanız gerekir.
Eğer egzersiz yaparken başınız dönerse, sırt ve bel bölgenizde şiddetli ağrı hissederseniz veya başka bölgelerde ağrı hissederseniz egzersizi hemen bırakıp doktorunuz arayınız.
Hamilelik Döneminde Hangi Testleri Yaptırmam Gerekir?
Doktorunuz sizden rutinde yapılan kan tahlillerini isteyecektir. Bunun yanında sizin de düzenli olarak kan şekeri seviyenizi ölçtürmenizi isteyebilir. Bu testler doktorunuza beslenmenizin ve egzersizin kan şekeri seviyesini istenilen seviyede tutup tutmadığı konusunda bilgi verecektir. Eğer değerler istenilen düzeylerde değilse doktorunuz sizden kan şekeri seviyenizi düşürmek için insülin kullanmanızı isteyebilir. Doktorunuz bu konuda sizden bir uzmanla görüşmenizi isteyebilir.
Bebeğim Doğduktan Sonra Kan Şekeri Değerlerim Düzene Girer mi?
Bebeğiniz doğduktan sonra hastanede bulunduğunuz zaman içerisinde kan şekeri düzeylerine baktırmanıza gerek yoktur. Hamilelik şekerinin kontrolü loğusalık döneminde, doğumdan 6–8 hafta sonra yapılmalıdır. Hamilelik döneminde gebeliğe bağlı şeker yükselmesi yaşayan anne adaylarının yaşamları boyunca diğer annelere göre şeker hastalığına yakalanma riskinin biraz daha yüksek olduğunu biliyoruz.
Bu yüzden sağlıklı ve dengeli beslenmeye devam edip, düzenli egzersizlerinizi yapmak ve doktorunuzun önerdiği peryodları da şeker kontrolünüzü yapmanız sizin için çok önemlidir.
Gebe bir kadın nasıl yaşamalı?
Çevresindekiler ona nasıl davranmalı?
ebelik
normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın,
mümkün olduğunca sakin, kaygı ve baskılardan uzak yaşamalı
ve dengeli beslenmelidir.
Herşey normal olduğu sürece hareketliliği kısıtlamaya gerek
yoktur. Hamile bir kadın günlük yaşamını ve çevresi ile ilişkilerini
kısıtlamadan devam ettirmeye çalışmalıdır. Gebelik sırasında
kesinlikle sigara içilmemelidir.
Sigaranın bebeğin düşük kiloda doğmasına ve huzursuz bir bebeklik
geçirmesine neden olduğu bilinmektedir. Kocası da, sigarayı
bırakmasa bile, eşinin yanında içmemelidir. Gebe, alkol kullanmaktan
da kaçınmalıdır. Gebenin duygusal dünyasının ne kadar duyarlı
olduğu yakın çevresi tarafından hiç unutulmamalıdır. Korku
ve endişeleri, öncelikle eşi tarafından özen ve anlayışla
karşılanmalıdır. Bu destek yalnızca gebelik sırasında değil,
doğum ve doğumdan sonra bebekle birlikte yeni yaşantının düzenlenmesinde
de devam etmelidir.
Gebe bir kadın hangi hareketleri
ve işleri yapmamalı?
Nelere dikkat etmelidir?
ebe
bir kadın vücudunun imkan tanıdığı pek çok işi yapabilir.
Ancak zor işlerden, örneğin ağır yük taşımaktan kaçınması
yararlıdır. Özetle, gebelikten önceki yaşam temposunu, gerekliyse
bazı kısıtlamalarla sürdürebilir. Son aylarda alınan kilolar
nedeniyle hareket kabiliyeti kendiliğinden sınırlanır. Bu
dönemde kendini zorlamamalıdır. Gebenin sürekli oturarak ya
da sürekli ayakta durarak iş yapması bacaklardaki kan dolaşımını
bozabileceğinden sakıncalıdır. Sürekli oturarak çalışan gebeler,
aralıklarla ayağa kalkarak, dolaşmalıdırlar. Sürekli ayakta
durmak gerektiğinde tek ayağını 10 cm. yükseklikte bir desteğe
dayamak ve aralıklarla değiştirmek yararlı olur.
Normal gebelerin sıklıkla
şikayet ettikleri rahatsızlıklar nelerdir?
ormal
bir gebelikte bile mide yanması, bulantı, kusma, bel, kasık
ya da baş ağrısı ve yorgunluk hissi gibi şikayetler olabilir.
Bulantı ve kusmalar bazı gebelerde hiç görülmez, bazılarında
da çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu şikayetler genellikle
dördüncü aydan sonra kendiliğinden geçer. Rahatsızlığı azaltmak
için öncelikle sık, az miktarda ve istenenlerin yenmesi gibi
önlemler alınır. Bebeğin yeterince beslenemeyeceği endişesiyle
gebeyi istemediği şeyleri yemeye zorlamak doğru değildir.
Ortam değişikliği de yararlı olabilir. Aşırı kusma olduğunda
doktorun önereceği ilaçlar kullanılabilir.
Gebelikte dokuların gevşemesine ve büyüyen rahmin yaptığı
baskıya bağlı olarak bel ağrısı olabilir. Uygun egzersizler
ve yürüyüşlerle kaslar kuvvetlendirilirse ağrılar azalır.
Normal bir gebelikte rahmin her iki yanındaki kordonlar gerilir.
Barsakların hareketleri azalır ve gaz artar. Kasıklarda dolgunluk
hissi ile zararsız kasık ve karın ağrıları oluşabilir.
Hafif baş ağrıları varsa, bu da genellikle gebeliğin ortalarına
doğru, vücut yeni duruma uyum sağlayınca azalır.
Gebe bir kadın nasıl uyumalı?
Yatakta dönmek zararlı mıdır?
ebe
nasıl rahat ediyorsa öyle uyumalıdır. Yatakta dönmenin hiçbir
zararı yoktur. Genellikle sol yan tarafa yatınca daha rahat
edilir. Uzun süre sırtüstü yatmak rahatsızlık verebilir.
Gebelik sırasında cinsel
ilişkide bulunulabilir mi?
Sıklığın ve pozisyonun önemi nedir?
enellikle
gebeyken cinsel yaşamı kısıtlamak için bir neden yoktur. Cinsel
ilişki sıklığı ve pozisyonu konusunda çiftler kısıtlama olmaksızın
özgürce davranabilirler. Ancak düşük tehlikesi, erken doğum
tehdidi, kanama, su kesesinin açılmış olması, rahim ağzı yetersizliği,
daha önce düşük ve erken doğum yapmış olma gibi özel durumlarda
kısıtlama gerekebilir.
Gebelik kontrollerinde hangi
nedenlerle ve
hangi sıklıkla neler yapılmalıdır?
nne
adayı, gebelikten ilk şüphelendiğinde, doktoruna başvurmalıdır.
Gebelik doğrulandıktan sonra ilk laboratuvar testleri istenir
ve sonuçları incelenir. Bunlar her gebelikte istenen ve annede
bir hastalık olup olmadığını anlamaya yarayan testlerdir (şeker
hastalığı tarama testi, kansızlığı belirlemek için kan sayımı,
kan grubu, idrarda albümin aranması, bebeğin ultrasonografik
incelenmesi vb.) Kontrollerde kilo artışı da izlenmelidir.
Özel durumlarda, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edebilecek
durumları erkenden belirleyebilmek için doktor başka incelemeler
(şeker yükleme testi gibi) de isteyebilir. Genelikle 18-20.
haftadan sonra gerekirse ultrasonografik inceleme yapılabilir.
Bunun bebeğe bir zararı yoktur. Bu haftadan sonra anne 32.
haftaya kadar dörder hafta aralarla kontrol için gelmelidir.
Gebe 34. ve 36. hafta kontrollerinden sonra doğuma kadar haftalık
aralarla takip edilmelidir. Sorun varsa bu kontroller doktorun
isteğine göre sıklaşabilir.
Gebelik sırasında ne kadar
kilo alınır?
Az ya da fazla alınmasının sakıncası var mıdır?
ormalde
ortalama 11-16 kg arasında kilo artışı olur. İlk üç ayda 1-3
kg ve daha sonraki aylarda doğuma kadar en çok 10 kg daha
alınması en uygundur. Gebelikte annenin kilosu, gebelik öncesi
kilosu ile ilgilidir. Zayıf bir anne, 18 kg alabileceği gibi,
şişman olan bir anne sadece toplam 6 kg aldığı halde sağlıklı
bir bebek doğurabilir. Fazla kilo alınması aşırı enerji (kalori)
alımını ya da vücutta su ve tuz tutulduğunu gösterir. Şişman
kadınlarda doğum güçlüklerine daha sık rastlanır. Son bir
haftada 1 kg'dan fazla ya da son dört haftada 4 kg'dan fazla
kilo alınırsa bu durumun tansiyon yükselmesi açısından ciddi
bir uyarı olabileceği akla gelmelidir. Az kilo alınması ise
beslenme yetersizliğini gösterir. Böyle bir durumda bebekte
gelişme geriliği olasılığı vardır. Aşırı ya da az kilo alınıyorsa
mutlaka doktora danışılmalıdır.
Gebe bir kadın hangi durumlarda
derhal doktora danışmalıdır?
ebelikte
hiçbir sorun olmasa da kesinlikle sağlık kontrolü gerekir.
Gebelik süresinde ciddi sağlık problemlerine yol açabilecek
bazı özel durumlar olabilir.
Aşağıda altı madde altında toplanan şikayetlerden birisi ile
karşılaştığınızda bu durumu gebeliğinizi takip eden doktora
mutlaka iletin.
Gebeliğin son aylarında görülen baş ağrısı, tansiyon
yüksekliği ile ilgili önemli bir belirti olabilir.
Gebelikte akıntı olabilir. Ancak aşırı miktarda ya da
kaşıntı ile birlikte görülen akıntı geneklikle mantara bağlıdır.
Gebeyi çok rahatsız ediyorsa tedavi edilmelidir.
Gebelikte bacaklarda varisler ve dış üreme organlarında
hemoroid (basur) ortaya çıkabilir veya eskiden olanlar artabilir.
Gebelikte varis için ameliyatla tedavi tavsiye edilmez.
Elastik çorap kullanılabilir. Hemoroid oluşur ve rahatsızlık
verirse, uzun süre ayakta durmamakla şikayetler azalabilir.
Varis ve hemoroid olduğunda, ayakları yukarı kaldırarak
oturmak da yararlı olur. Hemoroid varlığında kabızlık olmamasına
çalışılmalıdır.
Rahatsızlık veren kasık sancıları varsa idrar yolu ve
idrar torbası iltihabı açısından kontrol gerekir. Düşük
ve erken doğum riski olduğunda da kasık sancıları ortaya
çıkabilir.
Vajinadan (hazne, döl yolu) su ya da kan gelmesi, erken
doğum tehlikesi, erken doğum tehlikesi, düşük ya da eş (plasenta)
ile ilgili acil müdahale gerektiren durumlardır.
Kilo kaybına yol açabilecek ağır bulantı ve kusma durumunda
da doktora başvurulmalıdır. Bu durumda bazen hastane tedavisi
gerekebilir.
Ayrıca el ve yüzde şişme, bebeğin hareketlerinde azalma,
hızlı kilo alma ya da verme gibi durumlarda da doktora en
kısa sürede haber vermek gerekir.
Gebelik sırasında nasıl
beslenmeli neler yenmelidir?
ebelikte
beslenmenin ana ilkesi 'dengeli beslenme'dir.
Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek 'yenmesi gerekenler
ve gerekmeyenler listesi' oluşturmak pratik ve yararlı değildir.
Akılda tutulması gereken, bebeğin gereksinimlerinin çok da
fazla olmadığıdır. Örneğin, anne adayının gebelik öncesi döneme
göre enerji (günlük kalori) ihtiyacı çok fazla artmaz. Çevrenin
gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetli baskı yapması,
doğru olmayan ve sakıncaları bulunan bir tutumdur. Öte yandan
gebelikte kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır.
Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak hergün fazladan
1 tabak etli yemek (kuru baklagil olabilir) ya da 2 yumurta,
ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1-2 tane meyve (elma,
armut, muz, portakal gibi) yenmelidir.
Fenilketonüri,
Fenilalanin hidroksinaz enzim aktivitesindeki defekt sonucu
gelişen KALITSAL, METABOLİK bir hastalıktır.
Fenilketonürili çocuklar, proteinli gıdalarda bulunan
fenilalanin aminoasidini, karaciğerde parçalayamaz. Bunun
sonucunda da kanlarında artmış olan fenilalanin, gelişmekte
olan beyinlerini etkiler.
Çocuğun sinir sisteminde hasar meydana gelmesinin yanı sıra,
ileri derecede zeka özürü de oluşur. Diğer bebekler gibi
oturma, yürüme, ve konuşma becerilerini kazanamaz. Beyin
gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır.
Erken teşhis edildiğinde fenilketonüri tedavi edilen bir
hastalıktır!
Bebeğin beyni, bu hastalıktan etkilenmeden yani ilk birkaç ay
teşhisin konulması gerekir. Ancak, özel gıdalarla
beslenmedikleri taktirde, fenilketonürili çocuklar 5-6 aylık
olduktan sonra zekalarında gerileme belirgin hale gelir. Bu
nedenle, 12 yaşına gelinceye kadar, özel üretilmiş un ve
şehriye içeren gıdalarla beslenmelidirler.
Belirtileri Nelerdir?
Bebek 2 aylık olduktan sonra;
Akranlarından geri kalma,
Başını tutamama,
Aşırı vücut hareketleri,
Kusma veya sara nöbetleri,
İdrarda küf kokusu,
ile kendini belli eder.
Her yeni doğana Gutrie testinin uygulanması ve ilk 15 gün
içerisinde özel bir filtre kağıdına topuktan bir damla kan
alınması gerekir.
Hastalığın ülkemizde görülme oranı yüksektir.
Akrabalar arasındaki evliliklerin büyük oranda süregelmesi
ülkemizde bu hastalığın çarpıcı bir sıklıkta görülmesine neden
olmaktadır.
Fenilketonüri hastalığı ile doğan çocuk hayatın ilk günlerinde
tanımlanıp uygun diyet tedavisine alındığında beklenen zeka
düzeyine erişilebilmektedir.
Hastalığın tedavisi fenilalanin içermeyen yada önemsenmeyecek
kadar düşük fenilalanin bulunan özel ilaç niteliğindeki
mamalarla mümkündür.
Anne Sütünü
Nasıl Arttırabiliriz?
Emzirmek, annenin bebeğine vereceği en güzel armağan, onun
için yapabileceği en iyi şeydir. Bebek için en iyi beslenme,
hayata sağlıklı bir başlangıç yapma yoludur. Emzirmenin
başlatılıp sürdürülebilmesi için özellikle bebeğin babası
olmak üzere tüm aile anneyi desteklemeli; gebelikte takibini
yapan doktoru, çocuk doktoru ve aile hep birlikte olumlu,
destekleyici bir tutum içinde olmalıdırlar. Bu yazıda,
annelere anne sütünü arttıracak bazı önerilerimizi
sıralayacağız.
Daha Sık Emzirin: Yenidoğan bebeğinizi en az 2 saatte bir
emzirin, uyuyorsa uyandırın. Gece ise, 4-5 saatten uzun
uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Bebeğin sık sık
emmesi anne sütünü arttıracak en önemli etkendir. Bu durum,
ilk günlerde yeni anne için biraz yorucu olsa da, emzirmenin
başarıyla sürmesi ve bebeğin kilo alması ona bu ilk
sıkıntıları unutturacaktır.
Emzirmek İçin Göğsünüzün Dolmasını Beklemeyin: Göğsünüzde her
zaman bebeğe yetecek süt vardır, emzirme sırasında da,
hormonal uyarıyla vücut yeniden süt üretecektir. Göğüslerin
çok dolu olması bebeğin daha çok doyduğunu göstermez. Aynı
şekilde, bazen pompayla sütü sağan anneler gelen miktar
karşında hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Pompayla çektiğiniz
miktar, bebeğin memede ne kadar alabildiğinin bir ölçüsü
değildir. Bebeğin yeterince beslendiğini ancak kilo alışıyla
anlayabiliriz.
Daha Uzun Süre Emzirin: Bebeğin belli bir süre değil, bir
göğsü bitirene kadar emmesini sağlayın, sonra da öbür göğse
geçin. Böylece, hem önce gelen sulu sütü, hem de sonra gelen
yağlı sütü alacak, vücudunuz da süt yapımı için gereken
uyarıları almış olacaktır.
Emzirme Sırasında Bebeği Mümkün Olduğunca Çıplak Bırakın:
Emerken kolay yorulup bırakan, uyuyakalan bebekler; bezleri
kalacak şekilde soyulup anneyle cilt teması sağlanırsa daha
uzun ve etkili emmeleri sağlanabilmektedir. Üşümemesi için bir
örtü ile korunarak emmesi sağlanabilir. Emerken özellikle
bebeğe eldiven giydirmemeli, anneye dokunabilmesine fırsat
vermeliyiz.
Emzirmeye ve Kendinize Odaklanın: Yenidoğan bebeğini emziren
anne önceliğinin emzirme olduğunu bilmelidir. Dinlenmeye,
dengeli beslenmeye zaman ayırmalı, babadan emzirme dışı
işlerde yardım almalıdır. Ev işlerini de bebekle birlikte
mükemmel bir şekilde yürütmesi gerekmediğini kabullenmeli, her
şeyi hallederim deyip kendini strese sokmamalıdır.
Biberon, Emzik Vermeyin: Emzirme dengesi kurulup bebek kilo
almaya başlayana kadar (tercihen ilk 1 ay ) bebeğe biberon,
emzik vermeyin. Böylece tüm emme faaliyetini memede
gerçekleştirecek, süt yapımını uyarmış olacaktır.
İlk hafta için yardım sağlamak en iyisidir;
eşinizden, annenizden ya da bir akrabanızdan yardım isteyin.
İlk haftada hiçbir kaldırma işinin (bebek dahil) veya ev
işinin yapılmaması uygundur. Bebeği kaldırmanız gerekirse, onu
önce beliniz hizasına kadar kaldırın; bu durumda karnınızı
değil, kollarınızı kullanın. Eğildiğinizde belinizle değil,
dizlerinizi kullanarak eğilin.
Az Miktarda Ağrı Hissetme. Eğer bir yerinizi incittiyseniz,
ağrınızı hafifletme gereksinimi duyabilirsiniz. Ancak
emziriyorsanız hekiminiz önermedikçe ilaç kullanmayın.
Kademeli İyileşme. Yaranız ilk birkaç hafta acı verebilir ve
hassas olabilir Ancak zaman içinde düzelecektir Hafif giysiler
giymek sizi rahat ettirecek, yaranızı tahrişlerden
koruyacaktır. Arada sırada yara bölgesinde oluşan seğirmeler
ve kısa süreli ağrılar normaldir ve ilerde iyileşecektir. Bunu
kaşıntılar izleyebilir. Yaranın etrafındaki hissizlik daha
uzun sürede olasılıkla da aylar sonra düzelecektir. Yara
dokusundaki kitle oluşumu zamanla azalacaktır ve yara önce
pembe, sonra mor renge dönüşerek iyileşecektir. Ağrı kalıcı
hale gelirse, kesi yerindeki alan koyu kırmızı olursa veya
kahverengi, gri, yeşil, sarı akıntılı bir hal alırsa
hekiminize haber verin. Bu durumda yara mikrop kapmıştır (az
miktarda açık renkli sıvı normal olabilir ancak bunu da
hekiminize haber verin).
Cinsel İlişki İçin En Az Dört Hafta Bekleyin. Yaranızın ne
kadar iyileştiğine ve rahim ağzının ne zaman normale döndüğüne
bağlı olarak, hekiminiz normal cinsel ilişkiye girmenizi 4 ile
6 hafta geciktirmenizi önerebilir (farklı sevişme şekillerine
her zaman izin verildiğini unutmayın). Vajinal yolla doğum
yapanlara kıyasla sizin cinsel ilişkiye başlamanız muhtemelen
daha rahat olacaktır.
Ağrınız Geçer Geçmez Alıştırmalara Başlayabilirsiniz.
Perinenizin kas dokusu büyük olasılıkla henüz tam olarak eski
haline dönmediğinden, Kegel Alıştırmaları'na başlama
ihtiyacınız olmayabilir. Bu nedenle karın kaslarını
güçlendirmeye yoğunlaşın. 'Yavaş ve düzenli' sözünü
özdeyişiniz haline getirin. Programa kademeli olarak başlayın
ve her gün devam edin. Eski halinize gelinceye kadar, bunu
aylarca sürdürmeyi göze alın.